Aslında konumuzun temelinde yatan şey acılarımızdır. Tüm insanlar hayatları ne kadar mutlu olsa dahi yaşam süresi içersinde acı hissini yaşamışlardır. Acılarla dünyaya geliyoruz. Analarımız bizi doğururken dayanılmaz acılara, sancılara katlanıyor. Acılarla başlayan bu hayat en sonunda daha büyük bir acı olan ''Ölümle'' sonuçlanıyor. Tıp ne kadar gelişsede, Teknoloji ne kadar ilerlesede halen ''Ölüm'' olarak adlandırdığımız bu büyük acıya çözüm bulamamıştır.
Bir yakınımızı kaybettiğimizde yüreğimizde derin bir acı hissederiz. Aslında Hayatımızı normal olarak yaşarken çok fazla düşünmediğimiz bir histir bu. Hayat güzeldir, mutluyuzdur. Ama bir yakınımız bu olayı deneyimlediğinde kederleniriz, bazen endişe duyarız acaba ben ne zaman öleceğim ya da ölünce bana ne olacak gibi bazen de kızarız. Yakınımızın ölümüne neden olan birisi varsa ona karşı nefret besleriz belki Tanrı’ya isyan ederiz Neden? sorusunu sorarak. Bütün bunların gerisinde yatan nedeni bilmek isteriz. Fakat çoğu zaman ölümün kökündeki ya da temelindeki nedenin ne olduğunu bilmeyiz.
Arabayla giderken kaza yapıp tüm aile fertlerini kaybeden bir kişi ya da Hamile bir annenin yolda yürürken saldırıya uğraması sonucu çocuğunu kaybetmesi ... Tüm bunları günlük hayatlarımızda, çevremizde ya da kendi yaşamlarımızda görebiliyoruz. Bu acıda bizde Neden dedirten bir kızgınlık ve Ne olacak dedirten bir korku ve endişe yaratıyor. Neden sorusunun cevabını Kutsal Kitap bize açıkça söylüyor. Tanrı Adem'e ve Havva'ya yemesini yasakladığı ağacın meyvesinden yememesini eğer yerse öleceğini söyledi. Adem ve Havva ise bu uyarıyı es geçerek o meyveyi yediler. İşte bundan sonra hayatlarımıza adına ölüm dediğimiz acı girdi. Bu acı sonuç içersinde diğer başka acılarda getirdi. Fakat dediğimiz gibi bu acının en büyüğü ''ölümdü''.
Aynı şekilde ''ölüm'' dediğimizde zihnimizde hemen soru işaretleri dolaşmaya başlar. İnsanoğlu düşünür ölümden sonra hayat var mı yok mu diye. Bu belirsizlikte insanoğlunda korku ve endişenin oluşmasına neden olur. Ölünce bana ne olacak, tamamen yok mu olacağım yoksa ölümden sonra başka bir hayatta mı var veya ölümden sonra acı çekecek miyim gibi soruları düşünmeye başlar insanoğlu. Eğer Tanrı’nın varlığına inanıyorsanız o zaman biliyorsunuzdur ki ölüm sadece bir son değil sonsuz bir yaşam konusunda bir başlangıç. Ama tabi ki sadece Doğru ve Gerçek Tanrı'ya inanıyorsanız, sonsuz mutluluğa erişebileceksinizdir. Çünkü Dünyada bir çok Tanrılı inanç vardır ama bunlardan sadece bir tanesi doğru ve gerçek olabilir.
Bundan yaklaşık iki bin yıl önce insan bedeni almış olan Tanrı’nın kendisi İsa Mesih’te ölümün gücünü yenerek ölüme karşı zafer elde etmiştir. Kutsal Kitap bize şunları diyor: Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Bütün insanlar ölüme mahkum olarak yaşıyorlar ama aynı zamanda Tanrı bize bir kurtuluş yolu da gösteriyor. İsa Mesih dedi ki: Bana iman eden ölsede yaşayacaktır. Eğer Tanrı’nın sunmuş olduğu armağanı kabul ederseniz, Tanrı size bir vaadde bulunuyor. Artık ölümün nedenini ve çaresinin olduğunu biliyorsunuz. Bu yüzden eğer İsa Mesihi kurtarıcı olarak hayatlarınıza davet ettiyseniz artık korku ve endişe duymanıza gerek kalmayacak çünkü ölüm konusunda ki belirsizlik ortadan kalmış olacaktır.