Acaba ölümden sonra yaşam olacak mı yoksa ölüm ile herşey bitiyor mu? Hayatımızın belli bir periyodundan bu soru kafamızda döner durur. Bazen karikatürdeki çocuk misali bu soruya tek bir yanlış cevap yeterli olur bazen de üstünde yılların harcanması ve yüzlerce kitabın yazılması ile sonuçlanır.
Aslında bu sorunun cevabı öznel bir şekilde cevaplandırabileceğimiz bir soru çok ötesindedir. Bu soru öncelikle bizim insani doğamız ile ilgilidir. Biz insanlar acaba sadece madde miyiz yoksa maddenin ötesinde manevi yani ruhsal bir varlığımız var mıdır?
Bu sorunun cevabı bizlere doğru yolda ilerlememiz için önderlik edecektir. Günümüz anlayışında ki materyalist düşüncede herşeyin fiziksel maddeye ya da oluşuma indirgenebileceği görüşü savunulur. Herşey temelinde fizik formüllerine dayanır. Yaşam da sadece madde vardır ve Ruh denen bir şey yoktur. Önde gelen biyologlardan birisi olan Edward O.Wilson Consilience adlı kitabında şunları söyler:’’ ... yıldızların doğuşundan toplumsal kurumların işleyişilerine dek, bütün somut fenomenler maddesel süreçlere dayalıdır, bu maddesel süreçler de, indirgeme aşamaları ne kadar uzun ve karmaşık olursa olsun, sonunda fiziğin kurallarına indirgenebilir.’’1 Wilson’a göre hayat biyoloji ile açıklanır, biyoloj, kimya ile açıklanır ve kimya fiziğin kurallarına dayanır. Peki materyalist düşüncenin iddia ettiği gibi bizler sadece fiziksel yasalardan oluşan birer makinalar mıyız?
Bu konuya bir kaç şekilde yaklaşabiliriz. Öncelikle herşeyin sadece madde olmadığı ama manevi gerçekliğinde bulunduğunu göstererek başlayabiliriz.
Charles E. Faroe, ‘’Gerçekten Yana Olmak’’ adlı kitabında bunu şöyle açıklar: ‘’Maddecilik maddesel olmayan gerçekliğin varlığını inkar eder. Ama burada bir problem vardır. Varlığı kanıtlamak her zaman mümkündür. Var olduğu iddia edilen şeyin tek bir hadisesi bulunursa var demektir. Yokluğu kanıtlamaksa zordur. Carl Sagon’un bir nüktesine göre, ‘’ Kanıt yokluğu yokluğu kanıtlamaz’’. Kavramsal olarak yokluğu kanıtlamak için var olan herşeyi gözden geçirerek söz konusu varlığın gerçekten yok olduğunu doğrulamak gerekir.’’2 Bunları yazarken Charles Faroe’nin söylediği şey, gerçeklerden bahsederken daha alçakgönüllü olmamız gerektiğidir. Yazısının devamında maddeci görüşüşün tutarsızlığı konusunda şu üç önemli noktaya vurgu yapar.
İlk olarak şunu söyler: ‘’Doğal bilimlerde uygulanan yöntem gereğince, madde olmayan herşey incelemelerden hariç tutulur. Buna göre, bilimin maddesi olmayan gerçekler hakkında bir şey söylemesi beklenmez. Bilimin incelemediği şeyleri, bilimciler tarafından açıklanmadığı için anlamsız(veya yok) saymaksa mantıklı değildir. İkinci olarak, Maddeci olan düşüncenin öne sürdüğü savın kendi kendini çürüten bir sav olduğundan bahseder.’’ Duyu deney yoluyla doğrulanmayan ( yani maddesel olarak deney edilmeyen) her şey anlamsızdır denilirse, bu ilkenin kendisi de felsefi bir savdır ve duyu-deney yoluyla doğrulanamaz. Bu yüzden bu ilke kendi kendisini anlamsız kılar.’’3 Üçüncü olarak, ‘’ Manevi gerçekliği yoksayan dünya görüşlerinin başka bir problemi, günlük hayatta tutarlıca uygulanmamalarıdır’’4 der. Buarada değinilen konu ahlaki bir konudur. Yazarın bu konuda verdiği örnekte bize çok tanıdık bir örnektir. ‘’Kalitesizce yapılan bir bina çöküp içinde oturan kişilerin ölmesine yol açtığında, cesetleri gömen enkazı suçlamayız; binayı kötü yapan insanı suçlarız’’5 der. İnsanoğlu olarak bizlerin ahlaksal değerleri vardır. Tüm bunların ışığında gerçekler sadece maddeye indirgenmeyecek kadar karmaşıktır ve şunu bilebiliriz ki manevi gerçekler de vardır. Bu da bizi şu noktaya doğru yönlendirir. Eğer yok olup giden maddesel bedenimiz dışında yok olmayan manevi bir doğamız yani ruhumuz var ise o zaman bedenin çürümesinden sonra bu ruh var olmaya devam edecektir. Kısacası ölüm bir son olmaktan çıkıp bizim için başka bir başlangıç olmaya başlar.
Aslında bakılacak olunursa maddeci dediğimiz materyalist düşünce insanoğlunun yaşam amacını amaçsızlığa iten nihilistik bir akımdır. Bu amaçsızlık Tanrı’nın insanı yaratışındaki amacını ortadan kaldırır ve ahlaki değerlerimizi yok eder. Batı’nın ahlaksızlığındaki temel neden de budur. ( Romalılar 1:18-32’yi okuyun)
Ölümden sonrası konusunda düşünmüş bir filozof olan Kant’a göre, ölümden sonra bir yaşam olmalıdır. Nedeni ise nihai adalete olan ihtiyaçtır. Hepimiz hayatı belli bir döneminde '' Bu yaptıklarının diğer tarafta bir bir senden sorulacak'' ya da ''Allahından bulasın'' ya da '' Hey gidi adaletsiz dünya hey'' gibi cümleleri duymuş hatta sizlerde söylemiş olabilirsiniz. Belli bir olgunluğa gelen biz insanlar şunu biliyoruz ki bu dünyada kötülük dene bir şey vardır. Ve bir çok zaman bu dünyanın adaletsiz olduğunu kötülüklerin bu dünyadayken gerekli ve hak ettikleri cezayı almadığını düşünürüz. Aslında dünyada karşılaşmış olduğumuz olaylar bizleri böyle düşünmeye iter. Dünyayı hergün gözlemiyoruz. E. Kant'ta bu gözlemleri yaptı. O da bizim gibi nihai ve ilahi bir adaletin olması gerektiğine, bu nedenle de ölümden sonra bir yargının bizi beklediğini öne sürmüştür. Hem teoride hem de pratik hayatta bu gözlemin doğruluğunu hepimiz onaylarız.
Buna ek olarak diğer yazılarda da gördüğümüz ve yaptığımız çıkarımda ulaşmış olduğumuz sonuçta olduğu gibi bu evreni yaratan bir Tanrı olma ve gerçek olan bu Tanrıyı bizlere İsa Mesihin tanıttığıdır. İsa Mesih ölümden diriliş konusunda kendisini tuzağa düşürmek isteyen sadukiler6 sorusuna çok ilginç bir cevap vermiştir.
Bunların ötesinde ölümden sonra yaşam var mı sorusunun en tatminkar cevabı Hristiyanlardadır. Nedeni ise tarih içersinde beden alıp yaşamış, zulüm görüp ölmü ve üç gün sonra dirilmiş olan bir kişidir. Bu kişi İsa Mesihtir. Ölümden dirilişin en güçlü kanıtı tarihte İsa Mesih’in bunu göstermesidir. Tüm Kutsal Kitap boyunca resmedilen şey, Kurtarıcı Mesihin ölüp dirilmesi ve insanlığın günahlarına kefaret etmesi gerçeğidir. Elçi Pavlus bu konu da şöyle der: ‘’ Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur. Bu durumda Tanrı'yla ilgili tanıklığımız da yalan demektir. Çünkü Tanrı'nın, Mesih'i dirilttiğine tanıklık ettik. Ama ölüler gerçekten dirilmezse, Tanrı Mesih'i de diriltmemiştir. Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. Mesih dirilmemişse imanınız yararsızdır, siz de hâlâ günahlarınızın içindesiniz. Eğer yalnız bu yaşam için Mesih'e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız. Oysa Mesih, ölmüş olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir. (1.Korintliler 15:13-17,19-20)
Mesih inancı yani Hristiyanlık bu temel üzerine inşaa edilmiştir. Bu temel ‘’İsa Mesihin ölümü ve dirilişi’’dir. İsa Mesihin son akşam yemeğinde öğrencilerine göstermiş olduğu ve bugün Kilisenin de tarihte cereyan etmiş bu olayı anmak için de yapmış olduğu ‘’ Rabbin Sofrası ‘’ olarak adlandırılan paydaşlık sofrası da buna göstergedir.
2.Sonsuzluk ...
Okuyor olduğunuz şeyler hakkında konuşmak, bilgi almak ya da ücretsiz kitaplara/materyallere sahip olmak ister misiniz?