
Tanrı'nın varlığını ispatlamak, kulağa ne kadar da heyecan verici geliyor. Dünyada yaşayan insanların bazıları Tanrının var olduğuna inanmak için Tanrının varlığının kanıtlanması gerektiğine inanıyor. Bilim adamlarının deneysel olarak kanıtladıkları teoriler gibi Tanrı’nında varlığını laboratuarda test edemeyiz. Çünkü Tanrı maddesel bir varlık değildir. Fakat bir şeyin olup olmadığını anlamanın yolu sadece laboratuar deneyleri değildir.
Gözünüzde bir mahkeme salonu hayal etmenizi istiyorum. Ortada bir olay var ve mahkeme salonunda da davacı ve davalı olan iki taraf ve bir de karar mekanizması var. Davalı taraf kendisini olayla ilgili hiç bir görüntü kaydının olmaması ile ilgili olarak savunuyor. Davacı taraf ise olay ile ilgili bir görüntünün olmadığı fakat olayı sanığın gerçekleştirdiğine ilişkin bazı delillerin olduğunu ve bu delillerinde olay yerinde rastlanan ayak ve parmak izlerinin olduğunu söylüyor.
Şimdi bu mahkeme salonuda ki olayın bir benzerini kendimiz için düşünelim. Mahkeme salonundayız ve ortada Tanrı’nın olup olmadığı ile ilgili bir dava var. Aynı zaman da mahkeme salonunda Tanrı’nın olmadığını çünkü onu göremediğimizi söyleyen davalı bir grup ve Tanrı’nın var olduğunu, onu göremesekte elimizde mevcut olan deliller (olay yerinde Tanrı’nın bırakmış olduğu parmak izlerinden) aracılığı ile onun varlığına emin olabileceğimizi söyleyen bir grup var. Bu durumda sizde karar mekanizmasısınız. Davalı ve davacının görüşlerini ve ellerindeki delilleri inceleyip bu davayı sonuçlandırmanız gerekmektedir. Bu yüzden Tanrı’nın var olup olmadığını anlamak için biraz dedektifçilik oynamamız gerecektir.
Öncelikle ilk çıkış noktamız bu evrenin bir başlangıcı olup olmadığı hakkında olacaktır. Çünkü evrenin bir başlangıcı varsa, o zaman başlangıç anından önce var olmamış sonradan yaratılmıştır. Günümüzün evrenin oluşumu ile ilgili en popüler ve en çok kabul edilen teorisi olan Big Bang yani Büyük Patlama teorisi hakkında konuşmak lazım. Teorinin temel fikri, halen genişlemeye devam eden evrenin geçmişteki belirli bir zamanda sıcak ve yoğun bir başlangıç durumundan itibaren genişlemiş olduğudur. Burada dikkatimizi çeken şey bilim adamlarının ''Big Bang teorisi'' ile geçmişe doğru yolculuğa çıktığımızda ulaştığımız en son nokta sıfır noktası olarak kabul edilen tekillilik noktasıdır. Bu noktanın gerisinde ne olduğu halen bilim camiasında soru işaretidir. Ayrıca Edwin Hubble'ın 1929 yılında yapmış olduğu gözlemde ışın spektrumun kırmızıya doğru kaydığını gözlemlemiştir. Bu da evrenin sürekli genişlemekte olduğunun bir kanıtı olarak kabul edilmiştir.Evrenimiz sürekli olarak genişlemektedir ve geriye döndüğümüzde bir tekillilik problemi ile karşılaştığımızda karşımıza şu sonuç çıkmaktadır. ''Sıfır Noktasından'' öncesinde bir hiçliğin olduğu ve hiç bir şeyin yoktan var, vardan yok olamayacağını söyleyen Enerjinin korunumu yasasına göre hiç bir şeyin hiçlikten var olamayacağı problemidir. Bu noktada şu sonuca varabiliriz. Evren yaratılmadan önce bir varlığın olması, evrenin varlığa çıkabilmesi için gereklidir. Şimdi elimizde gerçekten güzel bir parmak izi vardır.
Ayrıca bugün bilimin bize söylemiş olduğu şey dünyanın bir başlangıcının var olduğudur. Zaten evrenimizin sonsuz olduğunu söylemek mantıksal olarak da problemlidir. Zira William L. Craig'in de Büyük Patlamanın Ötesinde adlı savunmasında vermiş olduğu Hilbert'in Oteli örneğinde Bilfiil sonsuzluğun var olmasının mümkün olmadığıdır. Kutsal Kitap'ta İbranileler Mektubunun yazarıda başlangıçta ki yaratılış hakkında konuşurken şunları söyler: ''Evrenin Tanrı'nın buyruğuyla yaratıldığını, böylece görülenlerin görünmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz.''
Ünlü ortaçağ filozofu Thomas Aquinas'ta Tanrı'nın varlığına dair sunmuş olduğu deliller sunmuştur. Aquinas’a göre, Tanrı’nın varlığını kanıtlayan beş yol arasında en güçlüsü, hareket veya değişim temeline dayanan ilk muharrik delilidir. Bu delile göre, duyularımızın da bize gösterdiği gibi, etrafımızdaki şeylerin bazıları hareket/değişim halindedir. Hareket eden her şey, başka bir şey tarafından hareket ettirilir. Zira hareket potansiyel olma durumundan aktüel hale geçiş anlamına gelir ve hareket halindeki hiçbir şey bu süreci kendi başına gerçekleştiremez. Hareket ettiren varlık da, aktüel olarak hareket halinde olmalıdır. Söz gelimi, odundaki scaklık potansiyelinin açığa çıkması için ateşin odunu yakması gerekir. Bir nesnenin aynı anda hem hareket ettirici hem de hareket ettirilen olması mümkün değildir. O halde, der Aquinas, hareket eden her şey, hareketini başka bir varlıktan alır. Peki, bir şey hareket ettirici ise, o, hareket ettirici gücünü nereden almaktadır? Başka bir varlıktan, o da başka bir varlıktan… Fakat bu durum sonsuza kadar sürdürülemez; zira o zaman ilk hareket ettirici olmaz ve hareketin varlığı açıklanamaz. Başka bir deyişle, ilk muharrik olmazsa, başka ara muharrikler de olmaz ve bunun sonucunda da âlemde hiçbir hareketin bulunmaması gerekir. Bu ise bir baltanın, hiçbir işçi olmaksızın, bir yatak veya sandık yapması anlamına gelir. O halde başka hiçbir şeyin hareket ettirmediği bir ilk hareket ettiricinin (ilk muharrikin) bulunması zorunludur ve bu da Tanrı’dır. ( Muhammet TARAKÇI, Bir Hristiyan Apolojist olarak Saint Thomas Aquinas, syf 28 ) Bu alıntıyla da elimize ikinci bir parmak izi daha geçmektedir.
Üçüncü bir parmak izi içinde nedensellik yasası ile ilgilidir. Bu yasaya göre başlangıcı olan herşeyin bir nedeni olmasının gerekliliğidir. Bu konu hakkında daha sonraki yazılarda inceleyeceğiz. (Muhammet TARAKÇI, Bir Hristiyan Apolojist olarak Saint Thomas Aquinas, syf 29 )
Bu konu hakkında son bir ipucu daha vermek istiyorum ve bana göre bu delil diğerlerinden çok daha güçlü bir delildir. Kutsal Kitap'ta Yuhanna İsa Mesih için tanıklıkta bulunurken şunu diyor: ''Tanrı'yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba'nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O'nu tanıttı (Yuhanna 1:18 ).'' İsa Mesih'in yaşamı, yaptıkları ve iddiaları Tanrı'nın varlığının en büyük kanıtıdır. Öncelikle şunu belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Kutsal Kitap vahiysel bir kitap olmasının yanında tarihi değere sahipte bir kitaptır ve İsa Mesih hakkında anlatmış olduğu bilgilerde tarihsel bir niteliğe sahiptir. Buna ek olarak İsa Mesih Hristiyan olan ya da olmayan kişilerin tarihi belgelerine konu olmuş bir tarihi kişiliktir. Bu nedenle şunu söyleyebiliriz ki, İsa Mesih iddia ettiği gibi bir Tanrı ise şu maddeleri yerine getirmesi gerekir:
1.İnsanlik tarihine kesinlikle çok özgün bir şekilde damga vurarak başlamış olmasi.
2. Günahsız olması.
3. Mucize diye adlandırdığımız, doğaüstü olaylar ile doğaüstülüğünü bildirmiş olması.
4. Dünya üzerinde yasamış olan her insandan daha mükemmel bir şekilde yasamış olması.
5. Söylenmiş en yüce sözleri söylemiş olması.
6. Sonsuz ve evrensel bir etkiye sahip olması.
7. Insanlığın, ruhsal açligini tatmin ediyor olması.
8. Insanlığın en yaygın korkusu olan ölümü yenmiş olması. ( Josh Mcdowell, Hüküm Talep Eden Deliller )
Yazılı belgelerden de gördüğümüz kadarı ile İsa Mesih bu sayılan şeylerin hepsini yerine getirmiştir. Eğer İsa Mesih bütün bu şeyleri yerine getirdiyse, bu dünyada Tanrının sadece parmak izine değil ama aynı zamanda yeryüzünde görüldüğüne dair de elimizde bir delil olduğunu söyleyebiliriz. Aslında Tanrı'nın varlığına dair elimizde daha çok delil vardır ama belki bunları diğer kısımlarada saklasak fena olmaz. Sonuç olarak ilk başta da vermiş olduğum canlandırmadan hareketle, yargıç kürsüsünde oturan sizlerin Tanrı'nın olup olmadığı konusunda artık bir karara varmanız gerekmektedir. Tanrı'nın varlığı konusunda yukarıda sadece bir kaç tane delil kullandık. Bunları da diğer konular içersinde açıklamanın daha iyi olduğu kanaatindeyim ama sanırım karar verme konusunda bu delillerin de belli ölçüde yeterli olduğu kanısındayım. Karar sizin!
2. Eğer Tanrı var ise, ben onu bilmeyi istiyor muyum?
Okuyor olduğunuz şeyler hakkında konuşmak, bilgi almak ya da ücretsiz kitaplara/materyallere sahip olmak ister misiniz?